Yapıştırıcı Ürünler |
1384
page-template-default,page,page-id-1384,bridge-core-2.0.7,non-logged-in,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-19.4,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.6.0,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-15776

Yapıştırıcı Ürünler

Doğal yapıştırıcılar sanayi inkılabının meydana gelmesin kullanılan tek yapıştırıcı türüdür. Neolitik Çağ’da keşfedilen seramikler kırıldığında, doğal reçine ve sakızlarla yapıştırılmıştır fakat doğal yapıştırıcıların kullanımı Neolitik Çağ’dan önce Paleotik Çağ’da gerçekleşmiştir. Fransa ve İspanya’da günümüzden 20.000 yıl öncesindeki duvar resimlerini yaparken sanatçılar pigmentlerini mağara duvarına yapıştırmak amacıyla kan ve tükürük vb. gibi kolayca bulabildikleri doğal bağlayıcılar kullanmıştır. M.Ö. 3000 yıllarında ise Mısırlı marangozlar mobilya üretiminde doğal yapıştırıcıları kullanmışlardır. Mısır duvar resimlerinde birbirinden farklı nesnelere yapıştırıcı sürerken betimlenmiş insan figürleri görülmektedir. Ek olarak, mumyalama işlemleri anında sedir ve ardıç gibi ağaçların reçinelerinden faydalanmışlardır. Sümer ve Asurlar’ın zifti hem yapıştırıcı hem de yalıtım malzemesi olarak kullandıklarının kanıtı olarak birçok sayısda arkeolojik kanıt bulunmaktadır.

İlk ve orta çağ süresince genel olarak tercih edilen doğal yapıştırıcılar için ilk patent M.S. 1750’de İngiltere’de alınmıştır. İngilizler bu yapıştırıcıyı mersin balığının hava keselerinde bulunan bir maddeden üretiyorlardı. Yine bu çağlarda dünyanın çeşitli bölgelerinde yılan balığı derisinden ve tatlı su levreğinin solungaç ve yüzgeçlerinden yapıştırıcı üretilmiştir. 1930’lu yıllarda kimya ve plastik endüstrisindeki gelişmelere bağlı olarak sentetik yapıştırıcıların üretimi mümkün olmuştur. Günümüzde ticari alanda yoğun olarak kullanılan neopren, epoksi ve akrilonitril gibi sentetik yapıştırıcı türleri ilk kez II. Dünya Savaşı sırasında askeri amaçlar için üretilmiştir. Bugün sentetik yapıştırıcılar uçak ve uzay araçları gibi gelişmiş teknoloji ürünlerinin yanı sıra koruma alanında da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Antik çağda doğal yapıştırıcılar bitkilerden ve hayvanların kemik, deri ve salgı bezleri gibi bölümlerinin işlenmesiyle elde ediliyordu. Kaba işlerde ve güçlü yapıştırma özelliği gereken alanlarda daha çok hayvansal yapıştırıcılar tercih edilirken, kağıt yapıştırmak gibi daha ince işlerde ise (nişasta vb) bitkisel yapıştırıcılar kullanılmıştır. Ortaçağda hayvansal doğal yapıştırıcılar inek, boğa, manda gibi büyükbaş hayvanların yağlarından, sinir dokusundan, tendonlarından, kemiklerinden; at, eşek gibi hayvanların toynaklarından; tavşanların derilerinden ve farklı balık türlerinin solungaçlarından elde ediliyordu.

Son yapılan çalışmalardan birinde Purdue Üniversitesi’nden (ABD) Jonathan Wilker ve arkadaşlarından oluşan bir grup kimyacı, tuzlu sularda yaşayan ve bilimsel adı Mytilus edulis olan midyelerin kayalara yapışmak için kullandıkları salgılarından, demiri bile yapıştırabilen, şimdiye kadar bilinen en kuvvetli yapıştırıcıyı üretmiştir. Doğal organik yapıştırıcılarda bulunan polimerik maddeler, diğer polimerik maddeler gibi molekül ağırlığı yüksek olan maddelerdir. Çoğunlukla suda çözünürler.

Bitkisel Yapıştırıcılar

Daha çok nişastalı bitkilerin işlenmesinden elde edilirler. Bunun yanı sıra bazı ağaç türlerinin reçineleri de bitkisel yapıştırıcılar arasında yer alırlar. Nişasta, molekül ağırlığı yüksek olan polimerik yapıda bir malzemedir. Buğday ve patates gibi maddelerde oldukça fazla bulunmaktadır.Nişasta, glikozun bir polimeri olup soğuk haldeyken tatbik edilirler ve kokuları yoktur. Öte yandan nişasta güçlü bir yapıştırıcı değildir ve suya karşı direnci azdır. Nişastaya % 5 ile 15 arasında üre formaldehit veya melamin formaldehit katılarak suya karşı direnci artırılabilmektedir. Nişastanın ısıtılarak degrasyonu ile elde edilen dekstrin, neme karşı nişastadan daha dayanıklıdır. Bu nedenle nişasta yerine destrin kullanımı tercih edilir.

Dekstrinin üç türü bulunmaktadır:

  1. Beyaz dekstrin,
  2. Sarı ve kanarya dekstrini
  3. İngiliz zamkı